İçeriğe atla

Bediüzzaman Said Nursî

1877 – 1960

Risale-i Nur'un müellifi Bediüzzaman Said Nursî'nin hayatı, devreleri, eserleri ve hizmet anlayışı.

Sonra, ben cem'iyetin iman selâmeti yolunda âhiretimi de feda ettim. Gözümde ne Cennet sevdası var, ne Cehennem korkusu. Cem'iyetin, yirmibeş milyon Türk cem'iyetinin imanı namına bir Said değil, bin Said feda olsun. Kur'anımız yeryüzünde cemaatsiz kalırsa Cennet'i de istemem; orası da bana zindan olur. Milletimizin imanını selâmette görürsem, Cehennem'in alevleri içinde yanmağa razıyım. Çünki vücudum yanarken, gönlüm gül gülistan olur.

…diyen İslâm kahramanı Bediüzzaman Said Nursî'nin hayat yolculuğu.

Kimdir?

Said Nursî, 1877'de (bazı kaynaklarda 1878) Bitlis'in Hizan ilçesine bağlı Nurs köyünde, Mirza Efendi ile Nuriye Hanım'ın çocuğu olarak doğdu. Dokuz yaşında başladığı medrese tahsilini olağanüstü bir hızla tamamladı; on beş yaşında icazetini aldı. Girdiği ilmî münazaralardaki kabiliyeti sebebiyle daha o yaşta kendisine "zamanın harikası" mânâsında Bediüzzaman denildi. Ömrünün seksen iki yılı tahsil, cephe, esaret, sürgün, hapis ve telifle geçti; 23 Mart 1960'ta Urfa'da vefat etti.

Adı ve unvanı

Asıl adı Said'dir. "Nursî" nisbesi doğduğu köyden — Nurs'tan — gelir. Halk arasında önce "Molla Said-i Meşhur" diye tanındı. "Bediüzzaman", bedî' (eşsiz, benzersiz) ve zaman kelimelerinden kurulu bir unvandır: zamanın eşsizi, çağın harikası. Bu unvanı kendisi almadı; Siirt ve çevresindeki âlimler, girdiği ilmî imtihanlardan sonra verdiler. Talebeleri kendisinden "Üstad" diye söz eder.

Üç devre: Eski Said, Yeni Said, Üçüncü Said

Hayatını kendi ifadesiyle devrelere ayırır; her devre bir usul değişikliğidir, gaye hep aynı kalır. **Eski Said** (1878 – 1922). İstanbul'da ilim çevreleriyle münazaraları, şarkta din ve fen ilimlerini birlikte okutacak bir üniversite (Medresetüzzehra) kurma teşebbüsü, meşrutiyeti şeriat namına savunması, Şam'da Emevî Camii'nde İslâm âlemine hitabı, I. Dünya Savaşı'nda gönüllü alay kumandanlığı ve iki buçuk yıllık Rus esareti bu devrededir. Muhâkemat, Münâzarât, Hutbe-i Şâmiye ve İşârâtü'l-İ'câz bu yılların eserleridir. **Yeni Said** (1923 – 1949). Ankara'da altı ay kaldıktan sonra, teşhis e

Medresetüzzehra

Ömrü boyunca peşini bırakmadığı tek dünyevî proje, şarkta kurulmasını istediği üniversitedir. Van gölü kenarında temeli atılan bu medresede "Arapça vacip, Türkçe lâzım, Kürtçe caiz" olacak; en önemlisi, aklın nuru olan fen ilimleri ile kalbin ışığı olan din ilimleri birlikte okutulacaktı. Bu teklifle iki padişahın huzuruna çıktı, Meclis'ten 163 mebusun imzasıyla tahsisat çıkarttı — ama medrese hiçbir zaman kurulamadı. Kendisi sonradan Risale-i Nur'u bu üniversitenin mânevî bir karşılığı olarak gördü.

Eserleri

Risale-i Nur Külliyatı, büyük kısmı 1926 – 1949 arasında — çoğu sürgünde, göz hapsinde ve hapishanede — yazılmış yüz otuz kadar risaleden meydana gelir. Matbaa yasak, harfler değişmişti; eserler yirmi yıl boyunca talebeler eliyle el yazısıyla çoğaltıldı, köyden köye taşındı.

Sürgün ve mahkeme yılları

Hayatının otuz beş yılı sürgün, göz hapsi ve mahkemeyle geçti. Her davada Risale-i Nur da sanık sandalyesine oturtuldu; her defasında beraat etti. Hapishaneleri "Medrese-i Yusufiye" diye adlandırıyor, oralarda da yazmaya devam ediyordu.