İçeriğe atla

Risale-i Nur

Kur'ân'ın bu asra bakan bir tefsiri

Risale-i Nur nedir, nasıl yazılmıştır, neyi anlatır? Külliyatın bütününe dair kısa bir giriş.

Risale-i Nur nedir?

Risale-i Nur, Bediüzzaman Said Nursî'nin 1926–1950 yılları arasında kaleme aldığı, yüz otuz kadar risaleden oluşan bir Kur'ân tefsiridir. Klasik tefsirler gibi âyetleri baştan sona sırayla açıklamaz; bunun yerine îmanın esaslarını — Allah'a îman, haşir, nübüvvet, kader, ibadet — akıl yürüterek, temsiller ve hikâyeciklerle anlatır. Bu yüzden ona "mânevî tefsir" denir.

Nasıl yazıldı?

Külliyatın büyük kısmı sürgün ve hapis yıllarında yazıldı. Barla, Kastamonu, Emirdağ gibi yerlerde, çoğu zaman kâğıt ve mürekkebin bile zor bulunduğu şartlarda kaleme alındı. Matbaa yasak olduğu için metinler uzun yıllar elle çoğaltıldı; teksir kâğıtlarına yazılıp elden ele dolaştı. Bu yüzden ilk nüshalar basılı kitap değil, el yazması sayfalardır.

Neyi anlatır?

Risale-i Nur'un merkezinde tek bir mesele vardır: îman. Kâinata bakarak Yaratıcı'yı tanımak, ölümden sonraki hayatı akılla temellendirmek, insanın bu dünyadaki vazifesini anlamak. Metin okuyucudan taklidî bir kabul değil, tahkikî bir anlayış ister; bu yüzden delil, temsil ve muhakeme öndedir.

Tefsir mi, kelâm mı?

Risale-i Nur, âyetleri Mushaf sırasıyla değil, devrin ihtiyacına göre ele alır: bine yakın âyetin, bilhassa îmana ve hakikate bakan yönü açılır. Bu yüzden bir yandan tefsir ilmi içinde değerlendirilir; öte yandan zamanın inanç ve ahlâk meselelerini tartıştığı için kelâm ilminin sahasına girer. Müellif bu ikiliği kendisi ayırır: tefsirin bir kısmı âyetin lafzını ve ibaresini açıklar, öteki kısmı âyetin îmanî hakikatlerini delillerle ispat eder. Risale-i Nur ikinci kısımdır.

Risalelerde amellerin nasıl yapılacağından çok, niçin yapıldığı işlenir. "İnsan niçin yaratıldı?", "Namaz niçin beş vakittir?", "Âhiretin varlığı nasıl akılla gösterilir?" gibi sualler, felsefî ve mantıkî cevaplarla karşılanır. Bu sebeple külliyat fıkıhtan ziyade kelâma yakın durur.

Bir ilim kitabı mı?

Risale-i Nur derin bir ilim taşır, ama medrese usûlüyle ders görmeyi şart koşmaz. Îman hakikatlerini hazır bilgi olarak vermez; delille, akılla, okuyanın kendi muhakemesiyle kurar. Bu yüzden okuyan kişi öğrenen değil, muhakeme eden konumundadır — Bediüzzaman bunu "taklit" ile "tahkik" arasındaki fark diye anlatır.

Delile bağlılık bir usûl tercihidir: hüküm akla tesbit ettirilir, kimsenin sözüne dayanılarak kabul edilmez.

Aklın ve kalbin birlikte çalışması da bu usûlün parçası: "Vicdanın ziyası, ulûm-u diniyedir. Aklın nuru, fünun-u medeniyedir. İkisinin imtizacıyla hakikat tecelli eder." (Münâzarât, s. 86) Kastamonu Lâhikası'nda bu yolun kısalığına işaret edilir: onbeş sene yerine onbeş haftada iman-ı tahkikî.

Hangi kitap neyi anlatır?

Külliyatın iç yapısı

Sözler, Mektubat ve Lem'alar'ın her biri otuz üç parçadır. Bu sayı tesadüf değil: her mecmuanın son parçaları bir sonraki mecmuaya kapı olur. Külliyatı ilk defa eline alan biri için bu zincir, hangi kitabın nereden çıktığını gösteren en pratik haritadır.

Nasıl okunmalı?

Külliyat baştan sona bir kerede okunmak için yazılmamıştır. Müellif tekrarı tavsiye eder: aynı metin her okunuşta başka bir tarafını gösterir. Ağır gelen yerlerde takılıp kalmamak, anlaşılan yerden devam etmek ve zamanla dönmek yaygın bir usuldür. Bu kütüphanede okuma yöntemlerini anlatan ayrı bir bölüm bulacaksınız.