Eski Said, Yeni Said, Üçüncü Said
Bir ömrün üç devresi
Bediüzzaman Said Nursî hayatını kendi ifadesiyle üç devreye ayırır. Gaye hep aynı kalır; değişen usuldür.
Bediüzzaman, hayatının devrelerini kendisi adlandırdı. Bu adlar sonradan başkalarının koyduğu etiketler değil; müellifin kendi tasnifidir ve eserlerinde sık sık geçer. Üçünde de gaye aynıdır: îmanı kurtarmak. Değişen, o gayeye hangi yoldan gidildiğidir. Zamanın şartları değişince usul de değişmiştir.
Birinci Said (Eski Said) — 1878'den 1922'ye
Osmanlı'nın son devrine denk gelir. Siyasî ve içtimaî ağırlıklı bir dönemdir: idarecilere tesir ederek, meseleyi devletin ve cemiyetin merkezinden çözmeye çalışır. Bu devrede İstanbul'a gelip ilim çevreleriyle münazaralara girer; şarkta din ve fen ilimlerini birlikte okutacak bir üniversite — Medresetüzzehra — kurulması için iki padişahın huzuruna çıkar; meşrutiyeti şeriat namına savunur; Şam'da Emevî Camii'nde İslâm âlemine hitap eder; Birinci Dünya Harbi'nde gönüllü alay kumandanı olarak cephede bulunur ve iki buçuk yıl Rus esaretinde kalır.
İkinci Said (Yeni Said) — 1923'ten 1949'a
Dönüşüm Ankara'da olur. Altı ay Meclis'te bulunduktan sonra, teşhis ettiği mânevî hastalıkların siyaset yoluyla tedavi edilemeyeceğini görür ve siyasetten büsbütün çekilir. Eski Said, padişaha ve idarecilere hakikati anlatarak hizmet etmeye çalışıyordu. Yeni Said fertleri yetiştirmeyi, îmanı tek tek insanda takviye etmeyi hedefler. Sebep açıktır: inkâr felsefesi yayılmakta, mesele artık bir idare meselesi değil bir îman meselesidir.
Bu devre sürgün, göz hapsi ve hapisle geçer: Burdur, Barla, Isparta, Eskişehir, Kastamonu, Denizli, Emirdağ, Afyon. Risale-i Nur'un yüz otuzu aşkın parçasının hemen tamamı bu yıllarda, çoğu bu yerlerde yazılır. Matbaa yasak, harfler değişmiştir; eserler yirmi yıl boyunca talebeler eliyle el yazısıyla çoğaltılır.
Üçüncü Said — 1950'den 1960'a
Uzun yasak devri kapanır. 1950'deki umumî afla davalar düşer, 1956'da Afyon mahkemesi Risale-i Nur'un beraatına karar verir ve eserler ilk defa matbaada, Latin harfleriyle basılır. Seksenini geçmiş, hasta ve ağır zehirlenmelerden yorgun bir ihtiyardır artık. Buna rağmen memleketi dolaşır, talebeleriyle görüşür. Bu devrenin alâmeti, hizmeti taşıyacak insanların çoğalmış olması ve müellifin âhirete yaklaşmanın getirdiği bir derinlikte durmasıdır.
Vefatından kısa süre önce talebelerine yazdırdığı son ders, üç devrenin de değişmeyen esasını söyler.
Üçü arasındaki fark nedir?
Değişmeyen taraf, esaslardır: ihlas, uhuvvet ve müsbet hareket üçünde de aynıdır. Değişen, o esasların zamanın şartlarına göre nasıl tatbik edildiğidir.